Anasayfa Bilim Kurgu Korku ve Bilim-Kurgu’ya Deneysel Dokunuş: Melisa Nil Yeşil Röportajı 
Korku ve Bilim-Kurgu’ya Deneysel Dokunuş: Melisa Nil Yeşil Röportajı 

Korku ve Bilim-Kurgu’ya Deneysel Dokunuş: Melisa Nil Yeşil Röportajı 

Egemen Tokatlıoğlu

Özellikle günümüzde sinema ya da sinema ile ilgili bölümleri okuyan genç insanlar arasında tür sineması hayli yükselişte. Korku ve bilim kurgu gibi türler geçmişte ülkemizde pek tutulan, rağbet gören türler değildi. Özellikle 2000’lerde korku adına kendini tekrar eden yapımlardan seyirci oldukça sıkılmıştı. Ancak az önce de dediğimiz gibi, geleceğin sinemacıları olarak gördüğümüz sinema bölümünde okuyan ya da mezun olmuş gençler bu döngüyü kırmakta kararlı.

Son yıllarda bu anlamda baktığımızda pek çok ulusal ve uluslararası alanda övgü toplamış yapımlar görüyoruz. 20’li yaşların başında tür sinemasına gönül vermiş sinema öğrencileri kalıpların dışına çıkarak daha önce benzerini görmediğimiz pek çok işe imza atıyorlar. Henüz yolun çok başında olmasına karşın daha şimdiden ortaya koyduğu kısa filmleri ve video art çalışmaları ile kendi tarzını ortaya koyan, son kısa deneysel korku filmi Oni: The Great Day of Warth (2020) ile dikkat çeken Melisa Nil Yeşil de bu yolda emin adımlarla yürüyen genç yönetmen adaylarından bir tanesi. Deneysel sinemaya gönül vermiş olan Yeşil, korku ve bilim kurgu gibi türleri aynı potada başarılı bir şekilde buluşturuyor. Hem kısa film hem de video art çalışmaları ile 2016 yılından beri sürekli düşünen, sürekli üreten ve yoluna hız kesmeden devam eden genç yönetmen adayı Yeşil ile kısa bir röportaj gerçekleştirdik.

Melisa Nil Yeşil Röportajı 

Merhaba Melisa. Öncelikle eğitiminden başlayalım, hangi bölümden mezun olduğunu öğrenebilir miyiz?

2018 yılında İstanbul Kültür Üniversitesi, İletişim Tasarımı Sinema bölümünden mezun oldum.

Sinemaya karşı ilgin ne zaman başladı? Bu ilginin başlaması özel bir film ya da yönetmen sayesinde mi oldu?

Sinemadan ziyade gökyüzüne karşı ilgim vardı. Küçük yaşlarda gök cisimlerine, gezegenlere ve yıldızlara oldukça meraklı olduğumu keşfettim. Ortaokula kadar astronot olmak istiyor, bilim kurgu hikayeleri yazıp okuyordum. Daha sonrasında bu hayalimin bu şartlarda imkansız olduğunu fark ettim. Madem astronot olamıyorum neden kendi filmlerimde bunun için mücadele etmeyeyim dedim. Bazı imkânsızlıkların evrilip, film yapma ihtiyacına ve imkanına dönüştüğünü söyleyebilirim.

Deneysel sinema ülkemiz üzerinden ele alırsak çok adından söz ettiren bir tür değil. Ancak sen bu konuda hayli hevesli ve üretkensin. Ülkemizde bu tür adına yapılan çalışmaları yeterli buluyor musun?
Bu tür aslında anlatmak istediğin kavram ya da hikayeyi, daha farklı metotlar ile anlatmanı sağlayacak bir anlatım tarzı. Bunun tamamen, hikâye anlatıcısının, yönetmenin ya da sanatçının ele aldığı konuyu, nasıl ve ne şekilde anlatmak istediğine bağlı bir durum olduğunu düşünüyorum. Ülkemizde oldukça değerli deneysel filmler üreten, bunu kendi anlatım dili ile yorumlayan yönetmenler, sanatçılar tanıyorum. Yurtdışına kıyasladığımızda bu tür içerikler az olabilir lakin hepsinin yaratıcı ve zor bir süreçten geçtiğini de göz ardı edemeyiz. Ancak tabi ki sadece deneysel işler üzerine yoğunlaşan festivallerin arttırılmasıyla, buna önem verilmesiyle bu tür işlerin üretiminin de artacağını düşünüyorum.
Peki, genç bir kadın yönetmen olarak ülkemizde kadınların özellikle tür sinemasına olan katkısını nasıl buluyorsun?
Ülkemizde oldukça değerli kadın yönetmen ve kadın sanatçılar var. Ve hepsinin işlerini özellikle takip etmeye özen gösteriyorum. Ceylan Özgün Özçelik’in Cadı üçlemesini uzun süredir yakından takip ediyorum. Özellikle deneysel/gerilim bir film olan Cadı 13+’nın yurtiçi ve yurtdışı başarılarını çok kıymetli buluyor ve kendim için yol gösterici olduğunu düşünüyorum.

Filmlerindeki olaylar ve karakterler oldukça ilginç. Özellikle vurgu yaptığın bir apokalips yani dünyanın sonu konsepti söz konusu. Genel olarak filmlerinin bu ortak noktada buluşmasının özel bir nedeni var mı?
İlkel korkular, altında yatan inanış tarzları (Paganizm, Şamanizm vs.) ve halkın yarattığı “folk” hikayeler… Hepsi kendi dönemi hakkında, o döneme ait düşünce tarzlarını ortaya çıkartıyor. İnsan son derece güncellenen bir varlık ve ilk çağlarda keşfettikleri şeyleri yorumlama güçleri de oldukça güçlü. Bilinmeyenden korkuyor, bilinmeyene anlam katmaya çalışıyorlar. Ve böylelikle insan beyninin ilk korkularına ve inançlarının temeline inmemi sağlıyor. Bu tarihsel korku ve endişe kavramını, kendi tarzımda ele almak ve kendi yorumumla bu korkuları görsel/işitsel olarak açığa çıkarmak istiyorum. Özellikle dünyanın sonu çünkü o zamanların en büyük korku ve endişesi bu. Bilimsel olarak keşfedilen her göktaşı, her kuyruklu yıldız, mutlaka kehanetlere, ölümlere ve hastalıklara yorumlanmış. Hikayeleştirilmiş, mitleştirilmiş, tanrılaştırılmış, hatta bazıları günümüze kadar ulaşmış.

Redeemer ? (2019)

Redeemer ? (2019)

Filmlerindeki yarattığın karakterler arasında bir bağ var mı ? Hepsi aynı evrende mi geçiyor ?
Hayır hepsi aynı evrende geçmiyor fakat kavramları var. Redeemer ? endişe üzerineyken, Come To Me Tonight ile uzayın derinliklerinde artık endişelenmek yerine korkulanı keşfetmeyi amaçlıyoruz. Hepsi yine ilkel korkular ve dürtüler üzerine. Oni : The Great Day Of Wrath’ta ise bu iki projenin başlangıç, gelişim süreçlerinden geçip, artık sonuca, daha kişisele, var olma amacımızı sorguluyoruz. Hepsi aşama aşama… Ancak hiçbir karakter birbirini tanımıyor. Sadece birinin yaptığı hareket bir diğerini tetikliyor.
Bir filmi yaratmadan önceki motivasyonun nedir? Karakterlerinin yaratım sürecinden biraz bahseder misin?
Kendimi nasıl ve ne şekilde ifade edeceğimi bulma çabam diyebilirim. Bunun benim içinde ilkel bir dürtü olduğunu düşünüyorum. Aynı hayatta kalma dürtüsü gibi. Tamamen içsel bir yolculuk. Ve sürekli deniyorum.
Karakterler ise o hikayeyi en iyi kim temsil eder düşüncesiyle ortaya çıkıyor. Redeemer’da kurtarıcı olarak ölmüş olduğunun farkında olmayan bir hayalet ironisi gibi, ya da Come to Me Tonight’da yaşanan kozmik aşkın temsili olarak bir Venüs gibi…

Come To Me Tonight (2020)

Come To Me Tonight (2020)

Filmlerinin senaryo yazımından çekimine, kurgusuna kadar her aşama ile sen ilgileniyorsun. Bu aslında kafandakileri doğru bir şekilde hayata geçirmek için oldukça iyi ancak bir o kadar da yorucudur diye tahmin ediyorum. İleride çekeceğin filmlerin yine her aşaması ile kendin mi ilgilenmeyi düşünüyorsun?
Bu oldukça zor bir süreç oluyor benim için. Ama hem çekim hem kurgu hem de hikaye oldukça deneysel işliyor. Bazen herhangi bir plan olmaksızın bir anda çekmeye başlıyorum. Özellikle kurgu aşaması oldukça deneysel geçiyor. Çünkü temelinde ne anlatmak istediğimi bilsem de bunu hangi şekilde anlatacağım kurguda tamamen değişiyor. Bir ses, bir görsel bile kurgunun seyrini bir anda değiştiriyor. Kurguya başlamadan önce sürekli doğal ses dinliyorum. Karga sesi, gezegenlerin frekans sesleri, dinsel ilahiler ve elektronik sesler gibi. Atmosferi oluşturmamda yardımcı oluyorlar. İleride çekeceğim filmlerde de yoğunluklu olarak bu alanlarda çalışmak istiyorum.

Deneysel, bilim kurgu ve korku janrlarından beslendiğini biliyorum. İleride farklı tür denemeleri de yapmayı düşünüyor musun?
Tamamen 80’ler bilim kurgu kültüründen beslenen, Retro Wave müzikler, neon ışıklar, renkler, kostümler ve teknolojik malzemelerine kadar o janrın sanatına uygun Cyber Punk bir iş yapmak çok istiyorum. Onun dışında uzun zamandır ele almak istediğim cadı kavramının üzerine şiirsel bir folk korku film yapmakta en büyük hayalim.

Sinemada tarzının da gelişimine katkı sağlayan, ilham aldığın bir yönetmen var mı?
Genelde yönetmenden çok yönetmen filmleri var. Robin Hardy’nin “The Wicker Man (1973)”’i gibi.. Folk Horror filmlerinin en iyi örneklerindendir bence. David Cronenberg filmleri ve yarattığı teknoloji insan sentezini seviyorum. Özellikle “Videodrome (1983)” filmi, video sanatı pratiğim için yol gösterici olmuştu. Yada “Alien serisi” gibi bilim kurgu/korku janrının en iyi temsilcilerinden olduğunu düşünüyorum. Dario Argento filmleri, “Suspiria (1977)” renk, dekor, ışıklandırma ve cadı filmleri arasında kendine ait tarzı olan ve çok özendiğim bir film. Ve son olarak Gaspar Noe sineması. Yapmaya çalıştığı kışkırtmadan son derece etkileniyorum.

Oni The Great Day of Warth (2020)

Oni The Great Day of Warth (2020)

En son üzerine oldukça emek harcanmış ve konusu hayli dikkat çekici deneysel korku türündeki Oni: The Great Day of Warth’i online olarak yayınladın. Film sanırım şu anda pek çok uluslararası yarışmada seyirci ile buluşuyor. Tepkiler nasıl?

Şaşırdım. Çünkü bu sefer oldukça fazla bir izlenme ve geri dönüş aldım.  Atmosferin bir hayli gerdiğini, karakterin içsel meselesinin de anlaşılabilir olduğu geri dönüşleri aldım. Bu projeyi yapma amaçlarımdan bir tanesi de kıyamet vizyonu ile hipnotize etmekti. Çoğu kişiden bu deneyime yakın bir deneyim yaşadıkları yorumları da aldım.

İleride sektördeki hedefin nedir, kendini nerede görmek istiyorsun?

İstediğim hikayeleri anlatmaya devam etmek istiyorum. Korku/Bilim kurgu janrının üreticilerinden biri olmaya devam etmek ve film denemek istiyorum. Onun dışında video sanatı ile de uğraşıyorum. Ve kendi deneysel video sanatı disiplinimi kanıtlamak istiyorum. Yaptığım projelerle video sanatına, deneysel yoldan yeni bir bakış açısı getirmek istiyorum. Uzun ve zor bir yol. Ama denemeye değer.

Bize vakit ayırdığın için çok teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyoruz.
Ben çok teşekkür ederim, Sevgili Karanlık Sinema ailesi. Okuyucularınızdan biriyim. İçerik üretmeye devam ediniz 🙂

Filmografi:

Korkuluk (2016)

Eyes of Logos (2018)

Eternal War (Video Art, 2017)

Redeemer ? (Video Art, 2019)

Come To Me Tonight (Video Art, 2020)

Oni: The Great Day of Warth (2020)

Benzer Yazılar

Yorum Yazın