10 Eki 2013

The Reckless Moment (1949)

The Reckless Moment (1949)

Elisabeth Sanxay Holding’in The Blank Wall adlı romanından uyarlanan The Reckless Moment'ı yönetmen Max Ophüls çekti. Amerikan yapımı bu kara filmde James Mason (Martin Donnelly), Joan Bennett (Lucia Harper), Geraldine Brooks (Geraldine Brooks) Henry O'Neill (Tom Harper), Shepperd Strudwick (Ted Darby) David Bair (David Harper), Roy Roberts (Nagel) gibi oyuncular yer aldı.

Bea Harper, Ted Darby ile beraberdir. Annesi Lucia, 17 yaşında güzel sanatlarda okuyan kızının sanat simsarı serseri Ted ile beraber olmasını istemez. Ted, Bea’dan ayrılmak için Bea’nın annesinden para ister. Lucia, bu isteği geri çevirir ve olanları kızına anlatır. Bea annesine inanmaz ve Ted’den ayrılmak istemez. Ona göre annesi geri kafalıdır. Ted ile kayıkhanede buluşur. Ted paraya ihtiyacı olduğunu söyleyince Bea sinirlenir ve kafasına vurur. Dengesini kaybeden Ted, Bea gittikten sonra düşer ve ölür. Bea, annesine haklı olduğunu söyler ve gece Ted ile görüştüğünü itiraf eder. Sabah kayıkhaneye giden Lucia, kumsalda Ted’in cesetini görür ve cesedi kayıkla başka bir yere taşır. Sonra Martin Donnelly çıkagelir. Elinde Ted ile Bea’nın aşk mektupları vardır. Mektupların karşılığında 5000 dolar ister. O zaman Lucia belanın daha bitmediğini, yeni başladığını anlar.

The Reckless Moment, kara film kalıplarına tam uymayan bir film. Ölümcül Kadın adlı yazıda da belirttiğim gibi başroldeki kadın karakterin; evli, çocuğu olan, tek derdinin yuvası olduğu filmlerin sayısı çok azdır. Aslında bu filmde kadının kötü yönünü ortaya çıkarmak için birçok çevresel etken söz konusu. Lucia’nin yuvası aslında bir hapishane gibidir. Özellikle ailenin yatak odalarının yer aldığı üst kat karanlıktır ve kara filmin görsel olarak en önemli özelliklerinden biri olan büyük gölgeler hakimdir. Yine üst katta yer alan tırabzanların gölgeleri de hapishane parmaklıkları havası yaratır. Filmde Lucia ile Donnelly’nin arasında geçen diyaloglardan birinde Lucia “Ailenin sizi zaman zaman nasıl kuşatacağını bilemezsin” der. Şantajdan sonra Lucia, kızını kurtarmak için bir sürü yalan söylemek zorunda kalır. Dışarı çıkarken, telefon ederken, misafir ağırlarken hep sorun yaşar. Kayınbabasından, küçük oğluna, hizmetçiye kadar herkese hesap vermek zorunda kalır. Kızı Bea bile ondan daha özgürdür. Lucia hem tek başınadır, hem de ailesine bağımlıdır. Koca figürü de sadece telefondaki bir sesten ibarettir. Kocasına çok ihtiyacı vardır ama bu durumu onunla paylaşamaz. Ne ailesiyle, ne de bir dostuyla konuşamaz. Bu sorununu şantaj yapan Donnelly ile sadece paylaşabilir. Filmin sonunda da hizmetçisiyle paylaşır. Onu anlayabilecek iki kişi de kan bağı olmayan kişilerdir.

Lucia mecburiyetten de olsa kocasının yarattığı boşluğu Donnelly ile doldurur. Kahve içer, alışveriş yapar, bozukluğa ihtiyacı olduğunda Donnelly’den ister. Donnelly Lucia’ye aşık olur. Çocukluğundan beri hissetmediği anne ve yuva hissini Lucia ile bulur. Donnelly aslında yıllardır aklına gelmeyen hayatında temiz bir sayfa açma isteğini Lucia ile karşılaştıktan sonra karar verir. Filmin sonuna kadar sanki yavaş yavaş bütün günahlarından arınır. Her sıkıntısında sigaraya sarılan Lucia’ya mani olmaya çalışır. Hatta onu sigaranın zararlarından korumak için ona ağızlık bile alır. Lucia ve Donnelly film boyunca farkında olmadan evcilik oyunu oynarlar. Lucia ailesinin önünde kocasına ‘seni seviyorum’ demeye bile çekinirken Donnelly ile bilinmez maceralara atılır. Aslında film ne kadar fedakar bir anneyi anlatıyor gibi görünse de aslında bu garip ve imkansız aşk hikayesine de yer verir.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder