13 Eki 2013

The Deep End (2001)

Müge İbrikçi Baran
The Deep End (2001)

Scott McGehee ve David Siegel yönetmenliğinde çekilen The Deep End (Dipsiz, 2001), Elisabeth Sanxay Holding’in The Blank Wall adlı romanından uyarlandı. Bir önceki yazımda The Reckless Moment filmini anlatmıştım. Bu filmde aynı romanın başka bir uyarlaması… Bu sefer karşımızda bir yeni kara film var. İki filmin arasında tam 52 yıl olduğundan doğal olarak farklılıklar var. Film aynı romandan uyarlandığı için genel çerçevede benzese de hem görsel açıdan hem de aile ilişkilerine bakış açısından dolayı farklılıklar gösteriyor. Filmde Tilda Swinton (Margaret Hall), Goran Visnjic (Alek Spera), Jonathan Tucker (Beau Hall), Josh Lucas (Darby Reese), Raymond Barry (Carlie Nagel) gibi oyuncular yer alıyor.

The Deep End filminde; Margaret, eşcinsel oğlu Beau ve ondan yaşça büyük güvenilmez adam Darby Reese ile beraber kaza yapması sonucu oğlunu korumak ister. Darby’nin çalıştığı The Deep End adlı gece kulübüne gider. Oğlunu bırakmasını ister. Darby, Margaret ile para karşılığında anlaşabileceklerini söyler. Para vermeyi reddeden Margaret, oğluna olanları anlatır. Beau annesine inanmaz. Darby ile kayıkhanede görüşür, annesinin haklı olduğunu anlayınca sevgilisiyle kavga eder. Beau gittikten sonra dengesini kaybeden Darby, çapanın üstüne düşer ve ölür. Ertesi günü Margaret olayın gerçekleştiği yere gidince Darby’nin cesediyle karşılaşır. Cesedi taşır ve gölün derinliklerine atar. Delilleri ortadan kaldırır. Her şeyin düzene girdiğini düşünen Margaret’ın evine, oğlunun Darby ile sevişme görüntülerinin olduğu bir kasetle Alek gelir. Kasetin karşılığında 50.000 dolar istemektedir.

Bir annenin oğlunu, bir taraftan cinayet suçundan koruması, öteki taraftan da duygusal ve cinsel tercihinin ortaya çıkmasını önleme isteği… Oğlunun seks kasetini, hayatında ilk defa gördüğü bir adamla beraber izlemesi aslında Margaret’ın gayet olağan ve durağan hayatının bir anda değişmesine yol açıyor. Günlük sorunlarla uğraşan, evli ama kocası mütemadiyen yanında olmadığı için yalnız olan bu kadın, aslında oğlunu hiç tanımadığının farkına varır. Hem anne, hem baba figürü olmaya çalıştığı için aslında iki rolü de yarım yapar. Bu olaylar silsilesinde Margaret oğluyla arasındaki bağı güçlendirir. Film boyunca neredeyse hiç konuşmamalarına ve duygusal bir paylaşımda bulunmamalarına rağmen filmin sonunda kopma noktasına gelen Margaret, oğluyla yine birbirleriyle konuşmadan birbirlerini anlamaya çalışıyorlar veya anladıklarını sanıyorlar.

Filmde özellikle su ile bağlantılı birçok sahne mevcut. Darby’nin cesedini gölün derinliklerine atan Margaret zaman zaman vicdan muhasebesi yapıyor. Sanki su onun kabusu oluyor.

Filmde Margaret ve Alek arasındaki ilişki, The Reckless Moment filmindeki Lucia Harper ve Martin Donnelly arasındaki ilişkiye göre göre yavan kalıyor. Başlangıçta kötü adam olan Alek’in sonradan fedakar bir insana dönüşmesi çok inandırıcı gelmiyor. Alek ve Nagel karakterleri fazla geri planda kalıyor. Onun için filmin sonu da izleyiciyi tam olarak tatmin etmiyor.

The Deep End filmi iyi bir başlangıç yapsa da filmin sonuna doğru tempo düşüyor ve bazı parçalar sanki eksik kalıyor. Margaret oğluyla nasıl konuşmadan anlaşıyorsa film de izleyiciyle konuşmadan bizim onu anlamamızı bekliyor.



The Deep End (2001) Fragman

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder